::...:::: MuHaMMeDi SeVDa ::::...::


İslam ümmetinin ve işgal altındaki bütün İslam topraklarının tamamen özgürleştiği, müstekbir, haçlı ve siyonistlerin tarihin çöplüğüne atılıp tevhid sancağının yeryüzünün her bir yanında dalgalandığı güne kadar şehidlerimizin kutlu hatıratına sadık kalacağımıza Rabbimize söz veriyoruz RabbİM

Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Arkadaşlarım


ELVEDA İMAM

Tarih: 11:40, 19/6/2009

Ey çağın Zeynepleri feryat olup inleyin
Haykırın mazlumlara Rûhullah göçtü deyin
Secde bülbül ağlasın gül bağrını dağlasın
Zaman mâteme dursun ümmet acıyla yansın
Elveda İmam

Ey çağın put kıranı zamanın Hüseyni
Muhteşem kıyamınla ezdin küfrün belini
Ey ümmetin rehberi mahrumların önderi
Tağutların korkusu hizbullahın severi
Ey İmamımız

Takva erdi sesine irfan medresesine
Secdelerle eriştin imanın zirvesine
Dökülünce dilinden bir sözcük bir kelime
Milyonlar şaha kalkar yürekler lime lime
Elveda İmam

Lâleler kana boyandı ölüme adandı
Birer birer tâğutlara namlular uzandı
Dağlar taşlar uyandı göklerde kuşlar uyandı
Kâbe kana boyandı ahh ümmet uyanmadı
Elveda İmam

Çatıversen kaşını uzatsan parmağını
Söndürürdü hizbullah şeytanın ocağını
Çatıversen kaşını oynatsan dudağını
Söndürürdü hizbullah küfrün ocağını
Ey İmamımız


Cennetim olurmusun?

Tarih: 19:40, 8/6/2009

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cennetim Olurmusun

Elini tutsam, dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin? bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin?

Denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun? karanlık bastırdığında deniz fenerim, hava açınca yıldızlarım olur musun; bulutlar göğü kapladığında pusulam?

Mihengim, turnusol kağıdım olur musun? yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim?

Kapılar kapandığında kapım, yollar aşındığı vakit yolum, saklanmak istesem duvarım olur musun? özgürlüğüm ve mapusanem?

Üşürsem evim olur musun? yorganım, ana kucağım? çölümde vaha olur musun? vahamda hurma ağacım?

Dağın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri bağrına bastığı gibi beni bağrına basar mısın? şak şak yarılsa bile gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut bağlar mısın bana? gitmek istersem kanatlarım olur musun? kalmak istersem ayağımda prangam?

Hurilerim olur musun? kudret helvam ve bıldırcınım? soğanda sarımsakta gözüm yok, tih çölü sürgününde gözüm yok. ateş almaya gidersem, kırk vakit sonra dönsem bile aynı yerde beni bekliyor olur musun?

Kavmim beni terk ederse ve ben kavmimden kaçarsam, bir kez arkana bakmadan arkamdan gelir misin?

Ot bitmeyen bir vadide yalnızca Allah (c.c)'a emanet edip gidersem, sen de beni kınamaksızın O'na güvenir ve sa'y eder misin?

Ümidimi kaybettiğim anda ümidim, neş'emi kaybettiğim zamanlarda coşkum, kalbim işgale uğrarsa halaskârım ve rehberim olur musun?

Arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, enîsim, huzûrum, sürûrum, nûrum, zînetim, nîmetim, cennetim olur musun?


Efendim....

Tarih: 17:28, 4/6/2009

Yokluğunda seni özledik.


Sana değen rüzgarı, seni örten bulutu özledik. Özlemeyi, özlenilmeyi, sevmeyi, sevilmeyi, sevindirmeyi, sevindirilmeyi özledik Efendim.

Aşkı, gözyaşını, müsamahayı, ahlakı, adabı, ihsanı, irfanı, iz'anı, feraseti, basireti, şecaati, celadeti, adaleti, meveddeti, muhabbeti özledik. .

İzzeti, hikmeti, fıtratı, şefkati, hürmeti, devleti özledik.

Senden sonra tefrika meşrebimiz, taklit mezhebimiz, cehalet mektebimiz, atalet fıtratımız, hamakat şöhretimiz, ihanet sıfatımız, küffar velinimetimiz oldu.

Efendim,

Sen kendini 'abduhu ve rasuluhu: O'nun kulu ve elçisi' olarak takdim etmiştin. Sana iman eden bazıları sana hürmet adı altında seni kulluktan 'kurtarıp' melekleştirerek hayattan dışladılar. Bu ifrata karşı başka bazıları da tefrite sapıp seni 'güzel örnek' olmaktan çıkarıp bir 'postacı', bir 'ara kablosu' seviyesinde görerek hayattan dışladılar.

Bunların hepsi sana iman ediyordu. Ama seni hayatımızdan çıkarmanın ızdırabını çektirdiler bize. Bu işi, göğe çekerek ya da yere sokarak yapmaları sonuçta hiçbir şeyi değiştirmedi.

Allah seni 'güzel örnek' olarak gösterdi. Sen, Kur'an'ın konuşanı, yürüyeni, hareket edeniydin. Tıpkı bir annede spermin insana, bir ağaçta suyun meyvaya, bir arıda tozun bala, bir tavukta darının yumurtaya, bir koyunda samanın süte dönüşmesi gibi, ayetler sende hayata dönüşüyordu.

Allah ısrarla seni örnek gösterirken, birileri ısrarla 'kitab'ı, kitapları örnek göstermekte direndiler. Öylesi işlerine geliyordu, cansız bir nesneyi örnek edinmekle, canlı bir insanı örnek edinmek aynı olur muydu?

 



Efendim ,

Kitapsızlıktan değil, 'peygambersizlikten' kırıldık. Yokluğumuz peygamber yokluğu. Seni hatırlatan, seni andıran insanların hasretim çekiyoruz. Çocuklarımız peygamberi sorunca 'evladım onun ahlakı tıpkı falancanın ahlakı gibiydi' diyeceğimiz insanlar yok denecek kadar az.

İnsanlık destanıyla yaşıt olan vahiy sürecinde birçok kitapsız peygamber gelmişti de, bir tek 'peygambersiz kitap' gelmemişti. Sayemizde yaşlı dünya ona da şahid oldu efendim. Peygambersiz Kitab'a, Muhammed aleyhisselamsız Kur'an'a da şahid oldu. Şimdi Kur'an mahzun efendim , Kur'an öksüz. Seninle Kur'an'ın arasını ayırdık, etle tırnağın, toprakla tohumun, anayla evladın arasını ayırır gibi.

Gel de bir bak Efendim, bu mazlum ümmetin hali pür melaline. Bıraktığın din tanınmaz hale geldi. Bıraktığın sitenin harabelerinde baykuşlar tünedi.

Gün geçmez ki ümmetin coğrafyasından feryat yükselmesin, oluk oluk kan akmasın.

Bir olarak bıraktığın ümmetin kaç parçaya ayrıldığının sayısını onu parçalayanlar dahi unuttu.

Bıraktığın kutlu mirası hovarda mirasyediler gibi parçalayarak paylaştık Efendim . Nebevi mirasın irfani ve ahlaki boyutuna bir hizip, ilmi ve fikrî Boyutuna bir başka hizip, siyasî ve hareketi boyutuna ise daha başka bir hizip sahip çıktı. Yüzyıllardır tüm bu hizipler ellerindeki parçanın 'bütünün kendisi' olduğunu iddia etmekle ömür tükettiler. 'Her hizip ellerindeki parçayla övünüp durdu.' Hepimiz hakikatin merkezine kendimizi oturtup 'hak benim' dedik.

Oysa ki Efendim, bazen parçalanan hakikat hakikat olmaktan çıkar. Ait olduğu bütün içerisinde anlamlı olan bir parça o bütünden ayrılınca anlamsızlaşabilir. Bunu farkedemedik Efendim .

Efendim ,

İsrailoğulları, peygamberlerini katlediyorlardı. Biz de senin güzel hatıratını, emanetini, adını ve sünnetini katlettik. Seni katlettik Efendim .

Kimilerimiz için sen hiç ölmedin, o ender bahtiyarlar seni hep içlerinde, işlerinde, hayatlarında, düşüncelerinde, duygularında, eylemlerinde, evlerinde yaşattılar.

Kimilerimiz içinde sen hiç doğmadın. Onlar hep senden mahrum yaşadılar. Şol mahiler ki derya içreydiler, deryayı bilmediler.

Varlığının kaç bahara bedel olduğunu bilmeyenler yokluğunun ıstırabını nasıl duysunlar Efendim ?

Seni çok seviyoruz, seni çok özlüyoruz.

Bize kırgın mısın Efendim


SEFİL ZİHNİYETİN SEFİH TAKTİĞİ / M. ALİ NUR

Tarih: 15:24, 2/6/2009

Kur’an’ı Kerim; Peygamberlerin (as) kıssalarıyla tehvid mücadelesini anlatırken aynı zamanda değişmeyen iki temel hususu da gözler önüne sermektedir.

Birincisi; bütün Peygamberlerin aynı tevhid inancını tebliğ ettikleri,

İkincisi; tevhid inancına karşı çıkanların, Peygamberler ve beraberlerindeki inananlara karşı aynı zihniyetle hareket edip aynı taktiklere başvurdukları….hakikatidir ki, onları kötü vasıflarla vasıflandırıp yalan ve iftirayı esas alan karalamalarda bulunagelmişlerdir.

Bu zihniyet; iftiraya dayalı çirkin bir mücadele taktiğidir.

Ve bu taktik; İslam düşmanlarının Müslümanlara karşı sürekli kullandıkları bir psikolojik silahtır. Tıpkı günümüzde İslami kesimlere ve özellikle Hizbullah’a karşı yapılanlar gibi.

Kur’an, bu zihniyeti tahkir etmekte ve bu zihniyet sahiplerini tehdit etmektedir.

Müddessir suresinin 11-29 ayetlerinin nüzul sebebini teşkil eden ve söz konusu bu hakikate örneklik teşkil eden bir hadise şöyledir:  

Bir gün Ebu Cehil, Ebu Leheb, Ebu Süfyan, Ümeyye b. Halef, Nadr b. Haris, As b. Vail, Mutim b. Adiyy gibi Kureyş ileri gelenlerinin bir arada bulunduğu bir topluluk, Velid b. Muğire’nin yanında, Darün-Nedve’de toplandılar. Velid b. Muğire onların içerisinde yaşlı ve aynı zamanda büyük bir nüfuza sahip idi. Darün-Nedve denilen yer ise, onların meclisi idi.

Velid b. Muğire onlara şöyle dedi : “Ey Kureyş cemaati! İşte Hac mevsimi geldi. Bu mevsimde Arap kabileleri ve heyetleri yanınıza geleceklerdir. Tabi ki adamınızın (Rasulullah’ı kastederek) işini (Risaletini) de duymuş bulunuyorlar. Onlar Hac günlerinde yanınıza gelince, Muhammed hakkında size birtakım sorular soracaklardır. Kiminiz ‘O bir sihirbazdır’ diyecek, kiminiz ‘O bir şairdir’ diyecek, kiminiz de ‘O bir kahindir’ diyecek. O’nun hakkında ihtilafa düşeceksiniz. Halk da bu kadar şeylerin bir kimsede birleşmeyeceğini anlayacak, sözlerinize kulak asmayacak­tır. Siz onun hakkında bir tek görüşte birleşin. Birbirinizi yalanlayıp, birbirinizin sözünü reddedip de anlaşmazlığa düşmeyin” dedi.

Onlar da : “Ey Abduşşems'in babası! Haydi sen bizim için bir şey söyle, bir görüş ileri sür de O’nun hakkında öyle söyleyelim” dediler.

Velid b. Mugire : “Hayır! Siz söyleyin, ben dinleyeyim (bakıp değerlendireyim)” dedi.

Kureyşliler : “Kahindir deriz” dediler.

Velid b. Muğire : “Hayır! Vallahi O bir kahin değildir! Kahinleri görmüşüzdür. O’nun okuduğu şeyler ne kahin mırıldanışı, ne de kahin düzmesidir. Kehanet sahibi olan doğru da söyler, yalan da söyler. Biz şimdiye kadar Muhammed'de hiçbir yalan görmedik ki” dedi.

Kureyşliler : “O mecnundur (Delidir) deriz” dediler.

Velid b. Mugire : “O mecnun da değildir! Biz delilikleri ve delilik alametlerini çok iyi biliriz. Onun ne boğul­ması, ne çarpılıp titremesi, ne de evhamlanması var” dedi.

Kureyşliler : “ O şairdir deriz" dediler.

Velid b. Mugire : “O şair de değildir! Biz şiirin her çeşidini; recezini, hacezini, karizasını, makbuzasını ve mebsutasını çok iyi biliriz. Onun okudukları şiir değildir” dedi.

Kureyşliler : “Öyle ise O sihirbazdır deriz” dediler.

Velid b. Mugire : “O sihirbaz da değildir! Biz sihirbazları ve yaptıkları sihirlerini görmüşüzdür. Onun okuduk­ları ne sihirbazların okuyup üfledikleridir, ne de düğümleyip bağladıklarıdır” dedi.

Kureyşliler : “Ey Abduşşems'in babası! Haydi o zaman sen söyle, ne diyelim?” dediler.

Velid b. Mugire : “Siz O’nun hakkında dile getirdiğiniz şeylerden hangisini söylerseniz, boş ve yersiz olduğu anlaşılır. Bence, yine onun hakkında 'Sihirbazdır' demeniz, herhalde akla en yakın olanıdır. Çünkü O’nun getirdiği söz bir sihir gibidir ki; insanın babasıyla arasını açıyor, insanın kardeşiyle arasını açıyor, insanın karısıyla arasını açıyor, insanın kabilesiyle arasını açıyor” dedi.

Bunun üzerine Velid b. Muğire’nin yanından dağılan Kureyş Müşrikleri, Mekke’de başlarına topladıkları insanlara ; “Muhammed sihirbazdır” deyip halk arasında bunu yaydılar. Hac mevsiminde de halkın gelip geçeceği yollara ve bulundukları mevkilere dikilip aynı yaygarayı yaptılar. Böylece kendisine ulaşıp Rasulullah (sav) hakkında bu çirkin propagandayı yapmadıkları ve Rasulullah (sav) ile görüşmekten sakındırmadıkları kimse bırakmadılar. (Siyer-i İbni İshak, İbni Hişam ve Asım Köksal’ın İslam Tarihi’ne bakılabilir)

Peki Kureyş Müşrikleri bunu neden yaptılar dersiniz? Muhammed’in (sav) sihirbaz olmadığını iyi bildikleri halde, neden O’nu böyle bir vasıfla vasıflandırıp yayma yoluna gittiler? Neden doğrudan Muhammed’in (sav) getirdiği dini anti propaganda malzemesi yapmadılar da, kendisini direkt hedef aldılar? Halbuki onlar ve civar Arap kabilelerinin tümü puta tapmaktaydılar. Muhammed’in (sav) getirdiği dinin, kendi putlarına ve ilahlarına karşı olduğunu ve reddettiğini söyleyebilirlerdi. Nitekim Rasulullah’ın kendisiyle yüz yüze konuşurken bunu yapıyorlardı, ayrıca kendi aralarında konuşurken de Muhammed’in (sav) tebliğ ettiği tevhid dininin; kendi ilahlarını reddettiğini, ilahları bir tek ilah haline getirdiğini, insanların öldükten sonra tekrar dirileceğini haber verdiğini alaylı bir şekilde söyleyerek bu inanca şiddetle karşı çıkıyorlardı.

Acaba burada onların gerçek hedefi vahiyle gelenler değil de Muhammed’in (sav) kendi şahsı mıydı? Hiç şüphesiz Muhammed’in (sav) kendi şahsı ile bir problemleri olmamıştı ve O (sav) hedef olamazdı. O (sav); Peygamber seçilip İslam dinini tebliğ etmeye başlamadan öncesine kadar kendi aralarında en çok güvendikleri, para olarak kullandıkları altın ve gümüşlerini yanına emanet bıraktıkları ve çok güvenilir anlamında “El Emin” diye vasıflandırıp Muhammed ül-Emin şeklinde hitap ettikleri biriydi. Ancak İslam dinini tebliğ etmeye, putlarını yermeğe ve kendilerini İslam’a davet etmeye başlayınca, en çok düşmanlık yapmaya başladıkları, hatta düşmanlıkta kendisine karşı hepsinin birleştikleri kişi haline geldi. Dolayısıyla Kureyş Müşriklerinin hedefi Muhammed (sav) değil, O’nun getirip tebliğ ettiği şeydi. Yani İslam’ın bizzat kendisiydi.

Evet! Buna rağmen İslam dinini doğrudan hedef almayıp Muhammed’in (sav) şahsını hedef alarak çirkin vasıflarla vasıflandırıp halk arasında aleyhte propaganda yapmaları, günümüzde İslam ve Müslümanlar aleyhinde yapılanlarla benzeşmesi açısından üzerinde durulması ve düşünülmesi gereken önemli bir konudur.

Ne demişler; anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna bile az…

Allah’a emanet olun.


ALLAH’IN İZNİYLE BAŞARAMAYACAKLAR / M. ALİYÊ XERZÎ

Tarih: 23:16, 1/6/2009

Allah’ın adıyla!

Siyonist İsrail’in vahşi cinayetlerini, içimiz yanarak, gözlerimiz dolu dolu takip ediyoruz.

Siyonist İsrail’e karşı Müslümanların gönül birliği, ağız birliği ve eylem birliği yapmış olmaları ise bugün için sevindirici ve yarın adına da umut vericidir.

Arap ve İslam ülkelerinin sessizlik içinde seyretmesi, Suudi, Mısır ve Ürdün’ün İsrail’in isteği doğrultusundaki tavırları bizi hayrete, dehşete ve bir o kadar da üzüntüye sevk etmektedir.

Mahmut Abbas ve partisi, Filistin’in kurtuluşu için sözde mücadele ettiklerini ve bunun için yola çıktıklarını söyledikleri halde, Filistin’i fiili olarak işgal eden ve aslında Filistin’in kurtuluşu için mücadele edenlerin varlık sebebi olan Siyonist İsrail ile işbirliği içinde olması, bizi sadece hayretler içinde bırakmıyor, aynı zamanda kahrediyor.

ABD ve AB ülkelerinin, açıktan işlenen bunca vahşete ve insanlık suçuna rağmen Siyonist İsrail’e destek vermeleri, sürekli dile getirdikleri insan hakları, demokrasi gibi hikayelerin sadece kendileri için var olduğu ve Müslümanlara karşı sadece bir laftan ibaret olduğunu açıkça göstermiştir.

Siyonist İsrail’in akıl almaz, gözlerin seyretmeye dayanamadığı, yüreklerin tahammül edemediği vahşeti, bizlere çok şey göstermekte ve çok şey ifade etmektedir. Akla ilk gelenleri şöylece sıralamak mümkündür.

1-           İslam ve Müslümanlara karşı küfür milleti tektir. Aralarındaki ihtilaf ve çekişmeleri, Müslümanlar söz konusu olduğunda bir tarafa bırakırlar. Müslümanlar ortak düşmanları, İslam davası da ortak hedefleridir.

2-           İslam davası nerede taban bulup güçlense ve Müslümanlar nerede davalarına sahip çıksa, İslam düşmanları da hemen harekete geçer ve bertaraf etmeye çalışırlar. Bunun için de her yolu kendilerine mübah görürler.

3-           İslam’ı referans almayan yapılar, halklarının kurtuluşu için mücadele ettiklerini söyleseler bile, İslam davasının büyümesi ve Müslümanların güçlenmeleri karşısında, İslam düşmanlarıyla işbirliğine girer, her türlü ihaneti sergilerler.

4-           İslam düşmanlarının güç ve imkanlarından korkan imanı zayıf ve gayretsiz sözde Müslümanlar, hedef olmamak için çeşitli bahanelerle mücadele içindeki Müslümanlardan uzak durur, hatta onları hedef alan beyan ve tutumlar içine girip suçlu gösterme gayretine girerler, zarar verirler ve İslam düşmanlarının değirmenine su taşırlar.

5-           İslami mücadele verip aktif direniş göstermeyenler, maslahat adına tepkisiz kalanlar, söylem ve beyanatlarla yetinenler, İslam düşmanlarının saldırı, zulüm, baskı ve işkencelerinden kurtulamadıkları gibi bir başarı da elde edemiyorlar.

6-           Mücadele içindeki Müslümanlar zayıf kaldıkça ve sessiz kaldıkça haklılıklarını ispatlamaktan da mahrum ve uzak kalıyorlar. Halbuki İslam hak dindir ve İslam davasını güden samimi Müslümanlar, İslami davalarında haklıdırlar.

7-           İslami mücadele veren Müslümanlar (velev ki bedelleri ağır bile olsa) İslam davasına aktif bir şekilde sahip çıktıkça ve zulme direndikçe hem taraftar buluyor ve hem de haklılıklarını ispat etme imkanına kavuşuyor. Çünkü bir yandan İslam’ın Müslümanlara kazandırdığı güzel hasletler ortaya çıkarken, diğer yandan İslam’ın güzelliklerinden mahrum olan düşmanın (Müslümanlara karşı harekete geçtikçe) zulmü, vahşeti…ve neticede çirkin yüzü ortaya çıkmaktadır.

8-           33 gülük savaştaki şanlı direnişinde Hizbullah örneğinde olduğu gibi bu gün ortaya koyduğu izzetli direnişiyle Hamas da dünyadaki tüm duyarlı Müslümanların takdirini, desteğini ve taraftarlığını kazanmıştır.

9-           Hizbullah örneğinde olduğu gibi Hamas direnişi örneğinde de görüldü ki direniş; Müslümanlar arasında vahdeti kamçılamaktadır. Müslümanlar arasındaki ihtilaflar ve çekişmeler, yerini dayanışma ve kaynaşmaya bırakmaktadır. Müslümanları ortak bir dile, ortak harekete ve ortak bir cepheye sevk etmektedir.

10-       Gazze’de yaşanan olaylar, Müslümanların uyanmalarına, dostlarını, düşmanlarını, zalimleri, münafıkları, hainleri ve gayretsizleri daha iyi tanımasına, olayları, hareketleri, şahsiyetleri biraz daha net görebilmesine, daha fazla şuurlanmasına, gaflet uykusundan silkinmesine ve Müslümanların aslında hangi yolda olmaları gerektiğini daha iyi idrak etmesine sebep olmuştur.

11-       Bu tarihi hadise; başta İslam ülkelerinde olmak üzere, dünyanın diğer yerlerinde de önemli siyasi değişimlere sebep olacaktır. Milyonlarca insanın karşı çıktığı Siyonist İsrail cinayetlerine direkt yada dolaylı destek veren, sessiz kalan, yapabildiği halde üzerine düşeni yapmayan hükümetler ve devlet yetkilileri…politikalarını gözden geçirme gereği hissedeceklerdir. Bu açıdan pek çok koltuk, yönetim ve politikaların değişmesi söz konusu olacaktır. Artık Müslüman kitlelerin ses ve isteklerini dikkate almayanlar sahnede istedikleri gibi boy gösteremeyeceklerdir.

12-       İslam tarihinde sabittir ki; direnen ve direnişi esas alan İslami hareketler, beraberlerinde daima ya maddi zafer getirmişler, ya da İslam düşmanlarının aleyhinde ve Müslümanların lehinde olan siyasi ve askeri dengelerin değişmesine sebep olmuşlardır. (Hz. Hüseyin’in Kerbela’daki hadisesinin, günümüze kadar halen İslam ümmeti içinde siyasi dengelere yön verdiği gibi). Birlik halinde olan Müslümanlar ise askeri yönden mağlup olmamışlardır.

Bu açıdan bakıldığında, gerek Hizbullah ve gerekse şimdi Hamas’ın ölümüne direnişi, siyasi ve askeri dengeleri değiştirecektir.

İşte bütün bunları üst üste koyduğumuzda ve değerlendirdiğimizde, bir yandan (içinde masum çocukların ve kadınların katledilişinin de bulunduğu) ağır bedeller ödenmekte, ancak diğer yandan İslam ve Müslümanlar lehinde (bütün dünyada) önemli ve ciddi değişim ve gelişmeler yaşanmakta, dengeler hızlı bir şekilde değişim sürecine girmektedir.

Öte yandan her şeyini ortaya koyup izzetli bir şekilde direnerek İslam davasını savunanları Allah’ın (cc) yalnız ve yardımsız bırakacağını kimse düşünmesin. Hayat imtihandır. Allah (cc), herkese mühlet verir. Kimin ne yaptığına, nerede yer aldığına, ne derece sadık olduğuna ve ne derece sabredebildiğine bakar. Ancak sonuçta kazananlar, Rablerine karşı gerçekten sadık olanlar ve her şeye rağmen hak üzere direnip sabredenler olacaktır. Bu hep böyle olmuştur ve olmaya devam edecektir. Allah’ın vadi haktır ve Allah vadinden dönmez. Akibet muttakilerindir.

O açıdan;

Biz, bütün bu gelişmeler içerisinde kendimize, kendi durum ve duruşumuza bakmayı ihmal etmeyelim.

Biz bu işin neresindeyiz? Sözümüzle, icraatlarımızla, imkan ve fırsatlarımızla hangi hal üzereyiz? Üzerimize düşeni ne kadar yapıyoruz, ne kadar yapabiliyoruz?

Eğer doğru yerde duruyorsak, üzerimize düşeni yapıyorsak, İslam’ın üzerimize yüklediği sorumluluğu hakkıyla yerine getirebiliyorsak, bunu bize nasip ettiği için Allah’a hamd edelim ve şükredelim.

Her Müslümanın, dolayısıyla bütün Müslümanların yapabileceği şeyler vardır.

Kimi asker olur, kimi onu teçhiz eder. Kimi canını bu yolda verir, kimi ardından onun boşluğunu doldurur. Kimi davayı inşa ve bina eder, kimi bu binada bir kerpiç, bir harç olur. Kimi diliyle, kimi kalemiyle, kimi de icraatlarıyla bu binayı destekler, yükseltir. Hiçbir şey yapamadığını sananlar, dua eder. Müslümanın diğer Müslümanların gıyabında ettiği dua makbul dualardandır ve bu, Müslümanın elindeki etkili bir silah gibidir. Allah’ın gaybi yardımlarının anahtarıdır.

Haline acınması gereken ise; ben Müslümanım dediği halde, İslami davadan ve İslami mücadele içindeki Müslümanlardan uzak duran, kenarda bekleyen ve Müslümanları yakan ateşi söndürmek için su dökmeyen kimsedir.

İslam dini ve İslam davası ulvidir, mukaddestir ve büyük bir nimettir. Bu uğurda verilen canlar, mallar ve dünyalık değerler kayıp değil, aksine birer kazanımdırlar. Ahirette Rabbimize karşı; O’na, dinine, İslam davasına verdiğimiz kıymeti ifade etmesi açısından bizim ihlas ve sadakatimizi gösterecektir. Şehadetin İslam’da büyük bir öneme sahip olması, Şehidin büyük bir makama sahip olması ve dünyadan ayrıldığı halde ölmeyip yaşıyor olması, dolayısıyla Müslümanlar arasında kıymetli olması bu açıdan olsa gerek. Can dahil, her şeye rağmen Allah’ın tercih edilmesinin ispatıdır çünkü.

İşte tüm bunlardan sonra şunu diyebiliriz ki; Allah’ın izniyle Siyonist İsrail ve işbirlikçileri İslam’a ve Müslümanlara yönelik Hamas şahsında giriştikleri bu vahşi saldırılarında başarılı olamayacaklar ve istedikleri neticeye ulaşamayacaklardır. Allah (cc); dünyanın dört bir yanında bağrı yanık, gözü yaşlı bir şekilde dua edenlerin dualarını karşılıksız bırakmayacak, İslam davasını izzetli bir şekilde savunup ölümüne direnen Hamas ve Gazze Müslümanlarını yalnız, yardımsız ve neticesiz bırakmayacaktır. Allah’ın izniyle zafer Müslümanların olacaktır, zafer Hamas’ın, Gazze’nin mazlum Müslüman halkının olacaktır.

İslam davasının aziz savunucuları Hamas ve Gazze’nin mazlum Müslüman halkını selamlıyor, Siyonist İsrail’in vahşi saldırı ve cinayetlerini tel’in ediyorum. Şehitlerin şehadetlerini tebrik ediyor, ailelerine taziyelerimi sunuyor ve yaralılara acil şifalar diliyorum. Allah’tan (cc) yakın bir Nusret ve Tevfik, İslam düşmanlarına Kahhar ismiyle mukabelede bulunmasını temenni ediyorum.

Allah’a emanet olun.



{ } { Sonraki Sayfa }